KURBANLA İLGİLİ FIKHİ BİLGİLER

0

Kurban ve Mahiyeti
Kurban kelime olarak dilimize Arapça’dan gelmiştir. Arap dilinde “Udhiye” kelimesiyle ifade edilir. Kurban “yaklaşmak” ve isim olarak “kendisiyle yaklaşılan” anlamına gelir. Terim mânâsı ise: Allahü Teâlâ’ya yaklaşmak için kurban niyetiyle belirli vakitte kesilen özel hayvanın adıdır.
Kurban da zekât gibi hicretin ikinci yılında emredilmiştir. Kurban hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” Müfessirlerin bazılarının görüşüne göre buradaki “namaz” bayram namazı, “kesmek”ten kasıt ise kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanlardır. Kurban kesmenin ve kurban bayramında bayram namazı kılmanın vacip olduğuna bu ayet delil gösterilmiştir. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (s.a) de kurban kesmiş ve kurban kesmeyi öğütlemiştir.

Kurban’ın Kısa Bir Tarihçesi
Bilindiği gibi kurban olayı Hz. İbrahim ve oğlu İsmail ile başlar İbrahim (a.s) hanımı Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i Mekke’ye yerleştirmişti. İbrahim (a.s) Şam’daki evinde uyurken rüyasında oğlu İsmail (as.)’i kurban ettiğini görmüştü. İbrahim (a.s) bunun üzerine hemen Mekke’ye gitti ve İsmail’i annesinin yanında buldu. İsmail (as.)’a: “Oğlum! bir ip ve büyük bir bıçak al. Sonra şu vadiye gidelim de ev halkına odun toplayalım” dedi. Rabbinin kendisine rüyasından emretiği şeyden bahsetmedi.
Baba oğul Şi’b Vadisi’ne doğru yöneldikleri zaman, şeytan bir insan kılığında görünüp, Allah’ın emrini yerine getirmekten vazgeçirmek için İbrahim (a.s)’in önüne geçti. Onu kandıramadı. İbrahim (a.s) onu kovdu. Aynı şekilde İsmail ve Hacer (as.)’e de müdahale etmek istediyse de başaramadı. Hepsi de Allah’ın buyruğunu dinlemek ve ona boyun eğmekte birleşti. İbrahim (a.s) vadide oğlu İsmail ile başbaşa kalınca ona: “Oğulcuğum, ben seni rüyamda boğazlıyor gördüm!” diyerek, kendisine emrolunanı haber verdi.İsmail (a.s): “Babacığım sana emrolunanı yap” dedi. Sonra da “Babacığım! beni kurban etmek istediğin zaman, beni iple sıkıca bağla ki benden sana karşı, bir şey isabet edip de ecrim eksilmesin. Hem seni beni boğazlamak için yatıracağın zaman, yüzü koyun yatır, alnımı yere getir. Çünkü yüzüme bakınca kalbin incelir ve bu durumun Allah’ın sana emrettiği şeyi yerine getirmene engel olabileceğinden korkarım!” dedi. İbrahim (a.s) “Oğulcağızım! Sen bana Allah’ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundur.” dedi ve onu, istediği gibi sıkıca bağladı. İbrahim (a.s) bıçağı, İsmail (a.s)’in boğazına bastırınca sanki bıçak bakır bir levha ile karşılaşmış gibi boğazını kesmedi, İbrahim (a,s) bıçağı iki-üç defa biledi. Fakat muvaffak olamadı. O sırada yüce Allah tarafından: “Ey İbrahim! rüyana sadakat gösterdin, işte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık, onu boğazla!” buyuruldu.
Bu konu Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde anlatılmıştır. İşte İsmail (a.s)’in kurban edilmesinin kısa tarihçesi budur.

Kurbanı Kimler Kesmelidir
Kurban bayramında, Allah’a yaklaşmak niyetiyle kurban kesmek, hür, mukim, buluğa ermiş müslüman, zengin olan kimselere vaciptir. Kurban kesmekle sorumlu olmak için İmam-ı Azam’a göre akıl ve buluğ şart değildir. Yani zengin olmaları kaydıyla çocuklar adına velileri kesebilirler. Ancak diğer bir görüşe göre de akıl ve buluğ şarttır. Zengin çocukların kurban kesmeleri gerekmez. Tercih edilen görüş de bu ikincisidir.
Yolcu olanlara kurban kesmek vacip değildir. Zira yolcu için kurban kesmekte ve etinin değerlendirilmesinde bir takım güçlükler çıkabilir.Birden fazla kişinin ortak olmasının geçerli olduğu hayvanlarda hepsinin kurban niyetiyle kesmeleri gerekir. İçlerinden birisi et maksadıyla ortak olursa, o kurban geçerli sayılmaz. Günümüzde bu konuda karşımıza çıkan önemli bir mesele de kurbanı kesmekle mükellef olacak kimsenin zenginlik ölçüsünün ne olduğudur, ilmihal kitaplarında zekât verme limiti olarak 90 gram altın veya onun para olarak karşılığı -kişinin borcunun dışında- kaydedilir.
Ancak günümüz müslümanın günlük ihtiyaçlarının dışında yaptığı harcamalarda kendisini zor duruma düşürecek lüks eşya borçlanmalarına girdiği göz önünde tutulursa, bu iş özelde kişilerin kendi vicdani muhasebelerine kalmaktadır. Fakat biz yine de yukarıda kaydettiğimiz gibi zikredilen oranda maddi birikimi olan kimseye kurbanın vacip olduğunu hatırlatmakla yetiniyoruz.

Kurban Kesilecek Hayvanın Türü
Kurbanlar; yalnız koyun, keçi, deve ve sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir. Bunların erkekleri ve dişileri kurban edilmede eşittir. Bununla birlikte koyun türünün erkeğini kurban etmek daha efdal görülmüştür.
Koyun ve keçi ya bir yaşını bitirmeli veya koyunlar yedi, sekiz aylık olduğu halde bir yaşında olanlar kadar gösterişli olmalıdır.
Etleri yenilen geyik gibi yabani hayvanlarla, tavuk, horoz, kaz gibi ehli hayvanlardan kurban kesilmez.
Bir koyun veya keçi yalnız bir kişi için kurban edilir. Bir deve veya bir sığır, birden yedi kişiye kadar ortaklaşa kesilebilir. Ortakların kesilen kurbandan haklarını götürü yoluyla değil, tartı ile ayırmaları zorunludur.

Kurban Kesilecek Hayvanların Özellikleri
Kurbanlık hayvanın şaşı, topal, uyuzlu ve deli olmasında, boynuzlu veya boynuzsuz olmasında, kulaklarının delinmiş veya enine kesilmiş olmasında, dişlerinin azının düşmüş olmasında, kurban olması yönünden bir sakınca yoktur.
İki gözü veya bir gözü kör olan, dişlerinin çoğunluğu düşmüş veya kulakları tamamen kesilmiş olan boynuzlarından biri veya ikisi kökünden kırılmış olan, kulağının veya kuyruğunun yarısından fazlası kopmuş olan hayvan kurban olarak kesilemez. Kurbanın semiz olması efdaldir. Kemikleri içinde iliği kalmamış derecede zayıf olan hayvan kurban olmaz.

Kurban Kesmenin Vakti
Kurban kesilecek zaman, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günüdür. Fakat birinci gününde kesilmesi efdaldir.
Kurbanlar, şehirlerde veya bayram namazı kılınan diğer yerlerde bayram namazından sonra kesilir. Bir özür nedeniyle bayram namazına gidemeyen kimse güneşin doğmasından yaklaşık bir saat geçtikten sonra kurbanını kesebilir.
Geceleyin kurban kesmek mekruh görülmüştür. Çünkü geceleyin sağlıklı bir kesim yapılması güçleşir.

Kurban’ın Kesiliş Şekli
Kurbanlık hayvan kıbleye yatırılarak ve “Bismillahi -Allahu Ekber” diyerek kesilir. Kurbanı mümkün olursa sahibi kesmelidir. Bu mümkün olmazsa işten anlayan başka bir müslümana kestirmeli ve başında bulunmalıdır. O esnada şu ayetin okunması tavsiye edilir:
“inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillahi rabbi’l-âlemîne la şerîke leh = Şüphesiz benim namazım, kurbanım ve diğer ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur.”
Kurbanı başkasına kestiriyorsak yalnız kurban sahibinin “Bismillahi- Allahu ekber” demesi yetmez. Kurbanı kesenin de demesi gerekir. Bir kimse kurban kesme esnasında bilerek besmeleyi terkederse kurbanın eti yenmez.
Hayvanı kesileceği yere incitmeden götürmeli, bıçağın oldukça keskin olmasına dikkat etmelidir ki, boğazlanırken hayvana fazla ıztırap verilmesin.

Kurbanın Eti, Derisi Hakkında Yapılacak Şeyler:
Kurban bayramında kurban niyetiyle kesilen hayvanın etinden sahibi yiyebileceği gibi başkalarına da ikram edebilir. İsterse fakirlere dağıtabilir. En güzeli de budur. Kurbanın etini dağıtırken üçe ayırıp, bir kısmını kendisinin ve ailesinin yemesi, bir kısmını dost ve arkadaşlarına ikram etmesi, kalan üçte biri de fakirlere dağıtması en güzel şekil olarak tavsiye edilmiştir. Ancak kesen kimsenin kendi ailesi oldukça kalabalık ve ihtiyaçları varsa o halde kurbanın etini onların yemeleri için ayırabilir. Bunda da bir sakınca yoktur. Kesilen kurbanın deri, et, yün, baş, yağ gibi parçalarının satılması mekruhtur. Eğer satılırsa bile kıymetini mutlaka fakirlere tasadduk etmek gerekir. Kurbanı kestirmek için tutulan kasaba ücret olarak kurbanın derisini ve bar-sağını vermek doğru değildir. Kurbanın, zekâtta olduğu gibi kesildiği bölgeden başka bir beldeye nakledilmesi, gönderilmesi hoş görülmemiştir. Yakın çevredeki fakir ve muhtaçlara verilmesi daha doğru olur. Bir kimse vefat etmiş olan bir yakını adına kurban kesip, sevabını bağışlayabilir. Aynı şekilde etinden de yiyebilir veya başkalarına verebilir. Bir kimse kurbanı kesmek yerine parasını tasadduk edeyim dese doğru olmaz. Kurbanda Allah adına kan akıtmak esastır.

AKİKA KURBANI
Yeni doğan çocuğun başındaki ana tüyüne “akika” denir. Böyle bir çocuk ihsan ettiği için Yüce Allah’a şükür olmak üzere kesilen kubana da “akika” adı verilmiştir. Bu günümüzde en çok ihmal edilen sünnetler arasındadır. Bunu ihya etmeye çalışmak oldukça önemlidir. Akika kurbanı, çocuğun doğduğu günden buluğ çağına kadar kesilebilir. Fakat yedinci günde kesilmesi daha efdaldir. Yedinci günde de adının konması uygundur. Kurban olmaya elverişli her hayvan akikaya da elverişlidir. Akika’nın etinden kesen yiyebilir. Ancak bir kısmının dağıtılması güzel bir davranıştır. Burada şunu belirtmekte fayda görüyoruz: Biz müslümanlar olarak böylesine güzel, İslâm’ın özüne uygun adet ve gelenekleri yaşatmazsak, yerini mutlaka batı kökenli merasimler alacaktır. Bu gibi güzel sünnetleri ihyaya çalışmayan veya ihya etmeyen müslümanın, batıyı taklit etmeye çalışanlara kızması yersiz görünüyor. Bu çeşit merasim ve âdetler sosyal birer ihtiyaçtır. Öyleyse müslüman olarak bu kültür hazinemize öncelikle biz sahip çıkmalı, yaşatmalı ve çevremize örnek olmalıyız.

Adağın Mahiyeti
Adak; Allah Teala’ya ibadet amacıyla, mükellef olmadığı halde mubah olan bir ibadeti yapmayı kararlaştırmak ve bu konuda Allah’a söz vermektir. Dünyevi amaçlar için yapılan adaklar pek makbul görülmemekle birlikte, belki dünyada bir takım nimetlere kavuşma veya bir takım sıkıntılardan kurtulma halinde Allah’a şükür için fazla ibadet ve taat, hayır ve hasenata vesile olabilir düşüncesiyle müsaade edilmiştir. Allah rızası için ibadet sayılan bazı şeyleri adamak sevaba vesiledir.

Adağın Şartları
Adağın islami hükümlere göre geçerli olabilmesi şu şartların bulunması gerekir:
1. Adanan şeyin cinsinden bir farz veya vacibin bulunması gerekir. Bir kimse “üç gün oruç tutayım”, “On rekat namaz kılayım”, “Bir kurban keseyim” diye adakta bulunsa bunları yerine getirmesi vacip olur. Çünkü bunların cinsinden farz veya vacip ibadetler vardır.
2. Adayanın akıllı ve buluğ çağına girmiş olması lazımdır. Çocukların veya akıl hastalarının yaptığı adağın yerine getirilmesi zorunlu değildir.
3. Adanan şey o anda veya gelecekte zaten yapılması gereken farz veya vacip bir ibadet olmamalıdır. Mesela; “Yarın sabah namazını kılayım” diye zaten yapması farz olan bir durumu adak yapamaz.
4. Adanan şey temelde İslâm’a ters düşmemelidir. Yani haramlar üzerine adak olmaz. “Şu işim olursa içki içeyim” derse adak olmayacağı gibi günaha da girer.

Adağın Çeşitleri:
Adak genel olarak şarta bağlı olan ve şarta bağıl olmayan diye ikiye ayrılır.
1. Şarta bağlı bulunan adaklar: Bazı hususların gerçekleşmesine ve yapılmasına bağlanan adaklar. Meselâ, “Hastalığım iyileşirse şu kadar oruç tutayım” veya “kurban keseyim” diye yapılan adak şartlıdır. Bu hastalık iyileşirse ilk fırsatta bu adağı yerine getirmek vacip olur. Bu şekilde bir şarta bağlanan adaklar bu şartın gerçekleşmesinden önce yapılamazlar. Mesela; “Oğlum askerden gelince, üç gün oruç tutacağım” diye yapılan bir adakta, daha oğlu gelmeden önce üç gün oruç tutulsa, adak yerine geçmiş olmaz. Oğlu gelince yeniden oruç tutması gerekir. Din bilginleri adakta yer, zaman, kişi gibi yerine getirilmesi güçlük doğurabilecek şartlar koşulmamasını tavsiye ederler. Yapıldığı takdirde de uyulması gerekmediğini söylerler. Meselâ “Cuma günü oruç tutayım” denilirse belirli zamanla kayıtlanmış olur. Bunun yerine “Bir gün oruç tutayım” demek daha güzel olur. Yine “Kabe’de iki rekat namaz kılayım” diyen birisinin Hacca gitmesi mümkün olmayabilir. Bunun yerine işi olunca başka bir mescidde iki rekat namaz kılarsa adağını yerine getirmiş olur.
2. Şarta bağlı bulunmayan adaklar: Herhangi bir şarta bağlı olmaksızın sadece ibadet maksadıyla yapılan adaklardır. Mesela “Bu ayın son üç günü oruç tutayım” demek gibi. Bu şekilde belli bir şarta bağlı olmayan adakların da yerine getirilmesi vaciptir.

Adak Kurbanıyla İlgili Bazı Hükümler:
Yapılan adak, kurban üzerine ise, mesela, “Şu işim olursa, Allah adına kurban keseceğim” derse, işi olduğu zaman kurban kesmesi vacip olur. Adak kurbanının etini adak adayanın kendisi yiyemeyeceği gibi, eşi, annesi, babası, dede ve nineleri, çocuk ve torunları yiyemez. Bunun tamamını yoksullara tasadduk etmesi gerekir. Ancak etinden yerlerse, yedikleri miktarın karşılığını para olarak fakirlere vermelidirler. Adak kurbanı mümkün oldukça geciktirilmemelidir. Adak adanırken Allah’a bir anlamda söz verildiğini, istediği yerine geldikten sonra da sözün tutulması gerektiğini hatırdan çıkarmamak lazımdır.

Günümüzde Adak’la İlgili Bazı Yanlışlıklar:
Aslında adak meselesi bir çeşit ibadettir. Esas olan, yapılabilen için, hiç bir şart koşmadan yapılan adaktır. Ancak şartlı adak yapmak da dinen yukarda ifade ettiğimiz şartlara uygun olmak kaydıyla müsaade edilmiştir.
Günümüzde adak konusu sık sık gündeme gelmekte ve bu konuda İslâm’a ters düşen davranışlar gözlenmektedir. Bu konu öylesine hassasiyet gerektiren bir konudur ki, Adak Allah adının dışına yapıldığı takdirde, inancı sarsacak boyutlara varacak kadar hatalar yapılması ihtimalini doğurmaktadır.
Özellikle adak adıyla dinin aslından olmayan bid’at ve hurafeler yaşatılmaya çalışılmakta, netice olarak da adak gibi dini nitelikli bir anlayış kılıf olarak kullanılmaktadır. Mesela “falan işim olursa, filan türbeye şu kadar mum adadım” veya “filan zatın gelmesi için, kurban keseceğim” gibi sözler dinle alakası olmayan sözlerdir.
Özellikle herhangi bir türbeye gidip, çocuk istemek, şifa taleb etmek son derece yanlıştır. Çünkü İslam’da özellikle bu konularda istek yapabileceğimiz tek merci Cenab-ı Hak’tır. Diğer taraftan bir yerdeki, ağaca bez bağlamak, falan yerin toprağından şifa ummak gibi atalar kültüne ait hurafelerin dinle uzaktan yakından alakası yoktur.
Özetle; dinimizin müsaade ettiği konulardan biri olan adağı, İslam’ın gösterdiği doğrultuda bid’at ve hurafelere bulaştırmadan yapmaya dikkat etmemiz gerekmektedir.

BAYRAM NAMAZLARI
Kendilerine Cuma Namazı farz olan kimselere bayram namazı kılmak vaciptir. Kurban ve Ramazan Bayramı namazları vaciptir. Bayram namazlarının vakti güneş doğduktan 45-50 dakika sonradır.
Bayram namazları ikişer rekattır. Cemaatle açıktan kılınır.
Ezan ve kamet okunmaz. Cemaat “niyet ettim iki rekat bayram namazını kılmaya, uydum hazır olan imama” diye niyet eder. “Allahu Ekber” diye ifti-tah tekbiri alınır. Eller bağlanır, cemaat ve imam gizlice “Sübhaneke” okur. Sonra imam açıktan, cemaat içinden üç defa “Allahu Ekber” diye ellerini kaldırarak tekbir alırlar. Üçüncü tekbirin arkasından eller bağlanır ve imam gizlice “Euzü- besmele”den sonra Fatiha ve Kur’an’dan bir miktar ayet okur. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rüku ve secdeler yapılır. İkinci rekatta imam gizlice besmele okur. Arkasından Fatiha ile yine bir miktar ayet okur. Tekrar birinci rekatt a olduğu gibi üç tekbir alınır. Dördüncü tekbirle rüku’ya gidilir ve diğer namazlar gibi ikinci rekat da tamamlanır.
Arkasından hutbe okunur ki bu sünnettir.

TEŞRİK TEKBİRLERİ
Kurban bayramında arefe günü sabah namazından itibaren, bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmi üç vakit farz namazdan sonra bir kere “Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahü vallahü ekber, Allahu ekber, velillahil-hamd” diye tekbir getirilir. Buna “teşrik tekbiri” denir. Teşrik tekbirleri bir çok fakihin görüşüne göre vacipdir.

Paylaş.